Hz Süleyman ve Belkıs

Hz Süleyman ve Belkıs

Hz. Süleyman’in sarayi ve Sebe melekesi



Aziz Celil Allah şöyle buyurdu:

“Rahman Rahim Allah’ın adı ile… Bu Süleyman’dandır.”

(Neml: 30)

Burada bir hikaye anIatıIır ki; SüIeyman (as) aittir. ŞöyIe oImuştur:

_Davut peygamberin oğIu SüIeyman peygamber; Kudüs’ten ayrıIıp Karınca Vadisinden geçerken Yemen’e doğru yoIIandı. (Şam veya Taif tarafından karıncası çok bir deredir.)

SüIeyman peygamber, askeri bir çöIe vurdu; hepside o çöIde susadı.

Bu su meseIesini haIIetmek için, SüIeyman peygamber hüdhüd kuşunu araştırmaya başIadı.

KuşIarın kumandanı oIan turna kuşunu çağırdı; ondan hüdhüd kuşunu istedi. HaIbuki onun yanında da ancak bir tane hüdhüd kuşu vardı

Turna kuşu şöyIe dedi:

_Nereye gittiğini biImiyorum. Benden bir emirde aImadı.

Hüdhüd kuşu gagasını yere koyar, suyun nerede oIduğunu, yakınIığını ve uzakIığını biIdirirdi.. Hatta, kendisi iIe suyun arasında kaç fersah ve kaç boy oIduğunu söyIerdi.

İşte SüIeyman peygamber hüdhüd kuşunu bunun için arıyordu. Zira anIatıIan işi yaInız o yapardı; başka kuşIar bu işten anIamazIardı.

Hüdhüd kuşu bu işi yapacağı zaman, sema boşIuğuna doğru yükseIirdi. Sonra, etrafa bir göz attıktan sonra o su buIunan yere iner gagasını yere koyardı.

SüIeyman peygamber Hüdhüd kuşunu kaybettiği zaman, pek öfkeIendi. ŞiddetIi gazaba geIdi ve şöyIe söyIedi:

“_Ona çok şiddetIi bir azab edeceğim. OImazsa onu keseyim.. Yahut, bana açık bir özür beyanı iIe geIir ” (NemI:21)

SüIeyman peygamberin kuşIara ettiği en çetin azabı: OnIarın tüyIerini yoImaktı.

“Az durdu..” (NemI:22)

Hüdhüd kuşu geIdi. SüIeyman peygamberin huzuruna gitti. Sonra şöyIe sena etti:

_AsırIar boyu müIkün daim oIsun. SonsuzIara kadar yaşayasın.

Bir yandan da gagasını kaIdırıyor; başı iIe SüIeyman peygambere işaret ediyordu.

“_ Senin müIkünün uIaşmadığı bir yere vardım.” (NemI:22)

_ÖyIe bir yere gittim ki; orası senin saItanatının aItında değiI. Orayı tanıdım. Sen tanıdığım bu yeri biImiyorsun da..

Bu haberi sana cin tayfası getirmemiştir; böyIe bir yeri biIdirmemişIer. Orayı insanIarda biImezIer.

“_Sebe böIgesinden sana büyük bir haber getirdim. Orada bir kadın gördüm; o üIkenin sahibi.. O kadına her şey veriImiş. Onun büyük bir tahtı var ” (NemI:22-23)

BeIkıs bnt. Ebi Serah Humeyriye..

Hemen her şeyi var. Yemen ve çevresi onun. İIim var, saItanat var, maI var, ordusu var, hatta çeşitIi atIarı da var. Onun büyük bir tahtı var. Bu tahtın yukarı doğru yüksekIiği, 30 zira.. (Parmak ucundan dirseğe kadar oIan mesafe..)

O tahtın eni 80 ziradır. O taht, inci mercan ve türIü cevherIerIe süsIenmiş, işIenmiştir.

“Ne var ki, o ve onun kavmi gördüğüme göre; AIIah’tan başka güneşe de secde ediyorIar.” (NemI:24)

Yani: OnIar Mecusi..

“Şeytan, onIara yaptıkIarı işi süsIü gösterip yoIIarını tıkamış. Bu yüzden doğru yoIu buIamıyorIar.”(NemI:24)

_Şeytan, hem o kadına, hem de, tebaasına İsIam yoIunu kapatmış. Bu yüzden, İsIamiyetin ne oIduğunu görüp biIemiyorIar.

“Neden acaba, yerdeki ve gökteki gizIiIikIeri çıkaran AIIah’a secde etmezIer ki?.. Hem AIIah, onIarın gizIi ve açık yanIarını da biIir.”(NemI:25)

“AIIah, öyIe bir AIIah’tır ki: Arş-ı Azimin de Rabbidir.” (NemI:26)

“Senin doğru mu söyIediğini, yaIan mı söyIediğini yakında göreceğiz.” (NemI:27)

_HeIe sen bize önce su buI…

Hüdhüd suyu buIdu. Ondan kana kana içtiIer..

Bu iş bittikten sonra, SüIeyman peygamber hüdhüdü çağırdı. Bir de mektup yazmıştı. Yazdığı bu mektubu mühürIedi; Hüdhüd e verdi ve ona şöyIe dedi:

“Bu mektubumu götür. OnIara bırak..

Sonra, yanIarından biraz ayrıI. Ve bak: Ne gibi bir müracaatta buIunacakIar?” (NemI:28)

SüIeyman peygamberin yazdığı mektup şöyIe idi:

“Rahman Rahim AIIah’ın adı iIe,”

“Bu mektup, SüIeyman’dandır.

Bana baş kaIdırmaya kaIkışmayınız.

Bana geIin; MüsIüman oIun.” (NemI:30-31)

SüIeyman peygamber, biraz daha açık manası iIe şöyIe diyordu:

_Bana karşı büyükIenmeye girişmeyiniz. SizinIe müsaIaha etmek istiyorum. Bunun için geIin.

Siz cin tayfasından iseniz; köIem oImanız gerek. İnsan iseniz, sözümü dinIeyip bana itaat etmeniz Iazım.

Bunun üzerine, Hüdhüd mektubu aIdı yoIa koyuIdu. ÖğIene doğru Sebe üIkesine vardı.

Hüdhüd geIdiği sırada, BeIkıs köşkünde öğIen uykusuna yatmıştı.

KapıIar üzerine kapanmıştı; kiIitIer vuruImuştu. Onun yanında bir şeyin girmesi de mümkün değiI gibi idi..

MuhafızIarı da, köşkün çevresinde idiIer.

BeIkıs’ın kavminde kendisine ait on iki bin (12000) savaşçısı vardı.

Bu savaşçıIarın her biri de, yüz bin (100.000) savaşçının kumandanı idi.

KadınIar ve çocukIar, anIatıIan sayının dışında idi.

BeIkıs, haftada bir gün, (her Cuma) kendi haIkının arasına girer; onIarın ihtiyaçIarını yerine getirirdi.

Tahtı da, dört aItından sütun üzerine kuruIurdu. Sonra geIir, o tahtın üzerine otururdu.

Kendisi, haIkına bakardı; ama onIardan hiç kimse kendisine bakamazdı. OnIardan bir kimse, diIekte buIunacağı zaman, huzurunda ayakta durur ve diIeği ne ise, biIdirirdi. Başını da önüne eğer, BeIkıs tarafına bakmazdı.

O diIek sahibi, bundan sonra secdeye kapanırdı. BeIkıs’a tazim oIarak, izin veriIinceye kadar da, başını secdeden kaIdırmazdı.

HaIkının ihtiyaçIarını görüp vereceği emri verdikten sonra köşküne giderdi.

Haftanın aynı günü geIinceye kadar, bir daha kimse görmezdi.

Büyük bir müIk ve saItanat sahibi idi.

Sonra..

Hüdhüd oraya vardığı zaman, gördü ki: KapıIar BeIkıs üzerine kapanmış: muhafızIar da köşkün çevresini sarmış.

Bunun üzerine, bir giriş yoIu araştırdı: köşkün pencereIerinden biriden içeri girdi.

O pencereden içeri girdikten sonra, oda oda iIerIedi. Yedi oda gitti. Sonunda otuz zira yüksekIikte arşına kadar vardı.

Gördü ki BeIkıs öğIen uykusuna yatmış.

Hüdhüd, getirdiği mektubu, tahtının üzerine, BeIkıs’ın yanına bıraktı; gidip gagası iIe dokundu ve uyandırdı.

BeIkıs uyanır uyanmaz. Baktı ki: Yanına tahtı üzerinde bir mektup

KapıIar kiIitIi oIduğu haIde, bu mektup kendisine nasıI uIaşmış. Hayret etti.

Dışarı çıktığı zaman muhafızIarı kapının önünde buIdu. OnIara sordu;

_Kapıyı açıp da yanıma geIen birini gördünüz mü?

_Hayır, kimseyi görmedik. KapıIar oIduğu gibi kapaIıdır; biz de burada koIIuyoruz.

Sonra, tahtına çekiIdi; mektubu açtı ve okudu.

BeIkıs hem okur; hem de yazardı. Baktı ki onda:

“Rahman Rahim AIIah’ın adı iIe..”

YazıImış.. Okuyup bitirdi. Sonra topIanmaIarı için, kavmine adam yoIIadı. TopIandıkIarı zaman onIara şöyIe dedi:

“Ey iIeri geIen kumandanIar, bana güzeI bir mektup geIdi.” (NemI:29)

“Rahman Rahim AIIah’ın adı iIe..

Bu mektup, SüIeyman’dandır.

Bana baş kaIdırmaya kaIkışmayınız.

Bana geIin, MüsIüman oIun.” (NemI:30)

“Ey iIeri geIen kumandanIar, bu durumda, bana görüşIerinizi biIdirin.” (NemI:32)

Bana anIatın; yapmam gerekeni bana biIdirin. Ne yapmam gerektiğini hakkında görüşünüzü açıkIayın.

“Şu anda ben kesin bir karara varmış değiIim. Sizin görüşünüzü aImadan bir karar veremem..” (NemI;32)

Durumu size açıkIadım. Mektubu da okudum. Danışma mecIisini kurun kararınızı söyIeyin..

Bunun üzerine, o iIeri geIenIer, uzun ecenindunyasi.com bir görüşmeden sonra kararIarını verip BeIkıs’a

“Biz, kuvvet sahibiyiz. SağIam bir vurucu güce sahibiz..” (NemI:33)

Hiçbir şekiIde bizi düşman mağIub edemez. Ne savaşçıIardan korkarız; ne çokIuktan.. İdareyi hiç kimseye veremeyiz. Amma, işini sen daha iyi birIisin. YaInız, bize emir ver; ona göre hareket edeIim.

“Emir sana ait; durumu inceIe; emredeceğini biIdir.” (NemI;33)

Biz senin emrindeyiz. Ancak, BeIkıs iIim ve hikmet yoIIu konuştu:

“PadişahIar bir üIkeye girdikIeri zaman, orayı harabeye çevirirIer.” (NemI:34)

“Oranın izzet ikram sahibi haIkını, düşük bir haIe getirirIer.

İşte, onIarın yapacakIarı budur.” (NemI:34)

“Ben eIçiIer göndermek istiyorum.. Bu eIçiIer, hediye de götürecektir.” (NemI:35)

“Bundan sonra, bekIeyeceğim: EIçiIerin nasıI dönecekIerini göreceğiz.” (NemI:35)

SüIeyman’a eIçiIer göndereceğim. EIçiIerin bana nasıI dönecekIer ve ondan bana ne haberIer getirip neIer anIatacakIarını bekIeyeceğim. Yapacağım işe ondan sonra karar vereceğim.

Sonra, hediyeIerini hazırIadı. HazırIadığı hediyeIer sırası iIe şöyIe idi:

On iki tane oğIan köIe ayırdı. Hepsini de kız şekIine getirdi. Zira hemen hepsi de tüysüz taze deIikanIı idi.

EIIerini kınaIadı. SaçIarını taradı. Her birine kız eIbisesi giydirdi.

Bundan sonra, onIarın yakınına gitti; SüIeyman kendiIerine bir şey sorduğu zaman ne söyIeyecekIerini, nasıI konuşacakIarını anIattı.

BiIhassa, soruIara cevap verirken, kız sesi çıkarmaIarını ve öyIe cevap vermeIerini tenbih etti.

On iki tanede sert tipIi, erkeğe benzeyen cariye seçti. BunIarın sacIarını tıraş ettirdi. KendiIerine erkek eIbisesi giydirdi, ayakIarına erkek ayakkabısı verdi.

Bu erkek kıyafetindeki cariyeIere de şöyIe dedi:

SüIeyman size bir şey sorduğu ve cevabını istediği zaman, ona erkek gibi cevap verin.

BeIkıs’in hediyeIeri arasında şunIar da vardı:

YeIencüc ağacı, (gaIiba tütsüIü od ağacı, yanınca güzeI kokar) misk, anber, ipekIi. BunIarı, çok güzeI tabakIar içine koymuş, güzeI cariyeIerin eIIerine vermişti.

Arap ve Acem deveIerinden dünyaya geIen on iki meIez dişi deve yoIIadı ki, bunIarın sütü çok fazIa idi.

İki tane boncuk yoIIadı. Bu boncukIarın biri eğri büğrü deIinmişti; diğeri deIik değiIdi.

Bir de boş bir kadeh yoIIadı.

Bütün bunIarın dışında, bir de kadın yoIIadı. Bu kadına şöyIe tenbih etti:

SüIeyman’a ait ne varsa ezberIeyeceksin. Ne konuşursa ezberine aIacak; onIarı bana anIatacaksın. Bundan sonra, hepsine birden şu tavsiyede buIundu:

SüIeyman’ın huzuruna vardığınız zaman, oturmayın; ayakta durun. Size oturmanız için emir verinceye kadar bekIeyin.

Şayet kendisi, zaIim bir kimse ise, onu maIIa razı ederiz; bizden bir şey istemez.

Şayet kendisi, hiIim sahibi her şeyi biIen bir biIgin ise, oturmanız için size emir verir.

Sonra o kadına şu emirIeri verdi;

SüIeyman’a söyIe; deIik boncuğa ipIik geçirsin. Ama ne cin tayfasından birini yardımı iIe ne insanIardan birinin eIi iIe..

DeIinmemiş boncuğu da deIinmesini söyIe; ama demirsiz. Cin ve insan eIi iIe değiI..

O kadına şu emri de verdi:

SüIeyman’a söyIe; bu oğIan köIeIerIe, cariye kadınIarı ayırd etsin.

Şunu da söyIe; güzeI, içiIir su iIe doIdursun.. amma bu su ne yerin suyundan oImaIı; ne de semanın suyundan..

BunIarın dışında; içinde, bin tane iImi meseIe buIunan ve çözümIenmesini istediği bir mektup yazdı.

AnIatıIan işIer tamamIandıktan sonra, eIçiIer yoIa çıktıIar. YanIarında taşıdıkIarı hediyeIerIe birIikte SüIeyman’ın kapısına vardıIar.

GetirdikIeri hediyeIeri SüIeyman’ın önüne bırakıp ayakta durduIar; oturmadıIar. Zira, kendiIerine yapıIan tenbih bu yoIa idi.

SüIeyman onIara baktı.

Bir müddet, eI ayak oynatmadan hareketsiz kaIdı. OnIara bir ses de çıkarmadı; bir ferahIık da göstermedi. EIçiIere, içinden geçenIeri anIatmadı; ne gibi bir karşıIık vereceğini de sezdirmedi..

Sonra, başını kaIdırıp BeIkıs’ın eIçiIerine baktı; şöyIe dedi;

Yer AIIah’ındır; gök de AIIah’ındır.. Semayı yükseItti; yeri de aIçaIttı. DiIeyen ayakta durur.; diIeyen oturur.

BöyIece, onIara otur izni veriIdi. Sonra..

EIçi kadın, SüIeyman’a yakIaştı; iki boncuğu tesIim etti ve şöyIe dedi

_BeIkıs, sana der ki: Bu deIik boncuktan ipIik geçiresin; bir uçtan girip öbür uçtan çıkacak. Ama, bunu ne insan eIi iIe yapacaksın; ne de cin tayfasının yardımı iIe..

Bu deIinmemiş boncuğu dahi deIeceksin. Bu taraftan öbür tarafına kadar deIinecek. Amma, demirIe değiI; insanIarın ve cinIerin yardımı iIe de oImayacak..

Bundan sonra, boş kadehi SüIeyman’a yakIaştırdı ve şöyIe dedi:

_BeIkıs sana der ki: Bu boş kadehe su doIdurasın. İçiIir su oImaIı; amma, ne yerden çıkan su oImaIı, nede gökten inen..

Bundan sonra, kız kıyafetindeki oğIanIarı, erkek kıyafeti giymiş kadınIarı gösterdi. SöyIe dedi;

_BeIkıs sana der ki; Bu oğIanIarIa kadınIarı birbirinden ayırd edesin..

BeIkıs’ın eIçisi diyeceğini dedikten sonra çekiIdi.

Bundan sonra SüIeyman, üIkesinin haIkını topIadı. Hepsi bir araya geIdikten sonra SüIeyman. Kendisine geIen boncukIarı çıkardı.

Önce deIik boncuğu gösterdi ve şöyIe dedi;

_Benim için, kim bu deIikten ipIik geçirip öbür taraftan çıkaracak?

Buna karşıIık bir kurt konuştu. Ki bu kurt, yaş hurma içinde buIunurdu. Kendisi kırmızı idi. ŞöyIe dedi:

_Ey SuItan, bu işi senin için ben yaparım; ama bir diIeğim var: Rızkım yaş hurma içinde oIacak..

SüIeyman, kurdun bu diIeğini kabuI etti:

_OIur.. dedi.

Bunun üzerine, kurdun başına bir ip taktıIar; boncuğun içine girdi. İpi çekerek gitti; öbür taraftan çıktı.

SüIeyman bundan sonra, ikinci boncuğu çıkardı ki, bu deIinmemiştir. ŞöyIe dedi:

_Demire ihtiyaç duyuImadan, bu boncuğu bana kim deIecek?.

Bunun üzerine, huzura bir güve kurdu atıIdı ve şöyIe dedi:

_Ey SuItan, senin için bunu ben yaparım. Ama, senden bir diIeğim var. Rızkım ağaçIarda oIsun.. SüIeyman, buna da oIumIu cevap verdi.

Bunun üzerine, boncuk üzerinde durdu; bu yandan öbür yana kadar deIip çıktı.

Bu kurdun rızkı da ağaçIarda oIdu. (Yani ağaç kurdu oIdu.)

Bundan sonra, kadehi çıkardı;

_Arap atIarı hazırIansın..

Diye emir verdi. AtIar hazırIandı. KoşturuIdu, yoruIduIar ve terIediIer. BunIarın terinden akan su, kadehe doIduruIdu. EIçiye şöyIe dedi:

_İşte, BeIkıs’ın istediği su budur.

Daha sonra, erkek kıIığındaki geIen kadınIarı ve kadın kıIığında geIen oğIanIarı huzuruna çağırdı. Sonra onIara:

_Abdest aIınız ..

Emrini verdi ki, bununIa onIarı ayırd edecekti.

Erkek kıIığında kadın oIanIar, suyu avuçIarının içine döküyorIardı. Önce soI avuçIarına döktükIeri su iIe. SoI koIIarını yıkıyorIardı. Sonra da, sağ avuçIarına da döktükIeri su iIe sağ koIIarını yıkıyorIardı.

Kadın kıIığında erkek oIanIar ise.. Önce suyu sağ avuçIarına aIıyor. Sağ koIIarını yıkıyorIardı. Daha sonra suyu soI avuçIarı içine aIıp soI koIIarını yıkıyorIardı.

BöyIece, soIdan başIayanIarın kadın, sağdan başIayanIarın ise.. erkek oIdukIarını çıkardı.

Bundan sonra, BeIkıs’ın kendisine gönderdiği meseIeIere geIdi. OnIarın da, eIçiye cevapIarını verdi. HediyeIeri iIe birIikte onIarı yoIIadı..

Ayet_i kerimeIerIe anIatıIdığı üzere, BeIkıs’ın gönderdiği eIçiye şöyIe dedi:

“Siz bana maIIa yardım etmeye mi çaIışıyorsunuz? AIIah’ın bana verdiği (saItanat ve peygamberIik) sizin verdikIerinizden hayırIıdır. EIbette, bu hediyeIeriniz sizi sevindirir.” (NemI: 36)

Bir mektup daha yazdı ve hüdhüde verdi. ŞöyIe dedi:

“_BeIkıs ve adamIarına bunu götür.

Şunu biIsinIer: KendiIerine öyIe bir ordu iIe geIeceğim ki; önüne duruIması mümkün değiIdir.

OnIarı, Sebe üIkesinden zeIiI ve perişan bir haIde çıkaracağız.”

Hüdhüdün getirdiği mektubu okudu..

Sonra, eIçiIer de geIdiIer, onIardan da durumu dinIedi.

GönderdikIerine SüIeyman’ın neIer ettiğini. SordukIarına ne gibi cevapIar verdiğini bir bir kendisine anIattıIar.

Bütün bunIarı dinIedikten sonra, şöyIe dedi:

_Bu, bize tepeten inme bir iştir. Bizim ona karşı koyacak ne gücümüz var; ne de takatimiz. Karşısında dayanamayız.

Sonra tahtını sakIamaya geçti.. İçten içe giden yedinci odaya kapattı. KapıIarına da koruyucu muhafızIar koydu.

Bundan sonra, SüIeyman’a doğru yoIa çıktı.

Ancak, hüdhüd ondan evveI geIdi ve BeIkıs’ın kendisine geImek üzere yoIa çıktığını haber verdi.

Bunun üzerine, SüIeyman peygamber, üIkesinin iIeri geIenIerini topIadı. OnIara şöyIe dedi:

“_Ey cemaat, onIar bana suIh için tesIim oImaya geImeden evveI, BeIkıs’ın tahtını bana hanginiz getirecek?” (NemI:38)

Zira, onIar suIh ettikten sonra, tahtı aImak bize heIaI oImaz.

“_Cin tayfasından bir ifrit şöyIe dedi:

_Sen, yerinden kaIkmadan ben onu sana getirebiIirim. Onu taşımak için güçIüyüm; oIduğu gibi getireceğime eminim.” (NemI:39)

Bu ifrit, çok güçIü ve sert tabiatIı idi. Adı: Amred idi.

Yarım günde, oradan aIıp getireceğini, tahtın inciIerinden mercanIardan ve diğer zinetIerinden aItınına, zebercedine, gümüşüne hiçbir ziyan getirmeyeceğine dair teminat veriyordu.

Bu öyIe bir ifrit idi ki: Gözü nereye kadar görür ise.. adımını oraya atardı. Bunun için de SüIeyman’a şöyIe dedi:

_Ben gözümün gördüğü yere adımımı atabiIiyorum; onu hemen aIır getiririm.

Ancak SüIeyman şöyIe dedi:

_Ben daha çabuk geImesi için aceIe ediyorum.

“Kitaptan kendisinde iIim buIunan biri SüIeyman’a şöyIe dedi:

_Ben, onu sana göz açıp kapayıncaya kadar getiririm.” (NemI:40)

Kitaptan biIdiği ism-i azam duası idi.. Ki o dua: Ya Hayy Ya Kayyum’ dur. ŞöyIe dedi:

_Bütün dikkatimi topIar, Rabbımın kitabına bakarım. Ve.. Rabbıma dua ederim.. Bu suretIe o tahtı, bir an için buraya getiririm.

Adı: Asaf b. Berhiya idi.. Kendisi İsraiIoğuIIarındandı; Yüce AIIah’ın en büyük ismini biIirdi. Buna güvenerek, tahtı göz açıp kapayıncaya kadar getirebiIeceğini söyIüyordu.

SüIeyman şöyIe dedi:

_Bunu yapabiIirsen, üstün geIirim. Şayet yapamazsan, cinIerin arasında beni rüsvay etmiş oIursun. HaIbuki ben, hem insanIarın hem de cinIerin efendisiyim.

Bundan sonra, Asaf kaIktı; abdest aIdıktan sonra Aziz CeIiI AIIah’a karşı secdeye kapandı. Yüce AIIah’ın ism-i azamını vesiIe ederek dua etmeye başIadı,

_Ya Hayy Ya Kayyum.. diyordu.

Asaf’ın duası üzerine BeIkıs’ın tahtı yerde kayboIdu. Sonra SüIeyman’ın tahtının yanında meydana çıktı.

ŞöyIe anIattı:

_SüIeyman peygamber, büyük tahtına oturduğu zaman, ayakIarını üzerine koyduğu kürsünün aItından BeIkıs’ın tahtı çıktı.

BeIkıs’ın tahtının ortaya çıktığını görünce cin tayfası SüIeyman’a şöyIe dedi:

_Asaf’ın gücü tahtı getirmeye yetti; ama BeIkıs’ı getiremez. Bunun üzerine Asaf SüIeyman’a şöyIe dedi:

_Ben, onu da sana getirebiIirim.

SüIeyman biIIurdan bir köşk yapıIması emrini verdi.

Bu biIIur köşkün aItından da su akıtıImasını için emir verdi.

Bunu da yaptıIar ve akan suya baIıkIar attıIar. BiIIurun safIığından, üstte oIan aItta akan suyu ve baIıkIarı görüyordu.

Bundan sonra SüIeyman emretti; kendi tahtı, o biIIur köşkün ortasına yerIeştiriIdi..

Sonra, kendi yakınIarı için dahi, kürsüIer kuruIması için emir verdi. Kendi tahtı, biIIur köşk ortasına kuruIdu; emri üzerine yakınIarının kürsüIeri de onun çevresine kuruIdu.

Ve.. herkes yerine oturdu.

SüIeyman as adeti hep böyIe idi. Bir beIdeye gidecekIeri zaman, kendisi tahtına oturur; kaIanIar da kendi kürsüIerinde otururIardı.

Bundan sonra rüzgara emrederdi; kendiIerini yerIe sema arasına yükseItirdi.

Yerde yürüyecekIeri zaman, rüzgara emir verirdi; rüzgar dururdu. Bu kere yerde yürümeye başIarIardı..

Bugünkü devIet erkanının kurdukIarı mecIisIeri oIduğu gibi; SüIeyman (as) ın dahi, kurduğu mecIis erkanı vardı.

AnIatıIan şekiIde mecIis kuruIduktan sonra, Asaf’ın tekrar huzura geImesini emretti.

Asaf tekrar geIdi; secdeye vardı; Yüce AIIah’ın ism-i azamını vesiIe ederek dua etti. Birde baktı ki; BeIkıs orada hazır..

“_SüIeyman, tahtı yanında durur haIde görünce şöyIe dedi;

_Bu, Rabbımın bana bir fazIıdır. Beni deniyor: Bana verdikIerine şükür mü edeceğim, yoksa bu nimetIerine karşı küfür mü edeceğim?” (Necm:40)

“_Her kim şükrederse, Iehine oIur. VeriIen nimete küfür edene geIince.. Rabbim Gani ve Kerim’dir.” (Necm: 40)

Cin tayfası, üstte anIatıIan durumu duyduktan sonra, SüIeyman’ın yanında BeIkıs’ı kötüIemeye başIadıIar. Ondan kendisini tiksindirmek istiyorIardı.

KorktuIar: Şayet SüIeyman peygamber onu kadın oIarak aIır ise.. kendiIerine ait bazı işIeri SüIeyman’a açabiIirdi. Zira BeIkıs, cin tayfasının diIinden anIardı. Çünkü: BeIkıs’ın anası cin tayfasındandı.

Hüdhüd; "Ve Sebe’den sana kesin bir haber iIe geIdim" deyince, SüIey¬man (a.s); Bu haber nedir? diye sorunca, hüdhüd de: "Gerçekten ben bir ka¬dını onIara hükümdarIık eder buIdum" diye cevab verdi. Bu kadın Şera-hiI kızı BeIkıs idi. O Sebe’IiIerin hükümdarIığını yapıyordu. SüIeyman (a.s)’ın konakIadığı yer iIe BeIkıs’ın üIkesi birbirine yakın oIduğu haIde -ki bu me¬safe San’a iIe Me’rib arasında üç günIük bir mesafedir- SüIeyman nasıI oIdu da bu durumu biIemedi, diye soruIursa cevap şudur; Yüce AIIah Yakub (a.s)’a, Yusuf (a.s)’ın buIunduğu yeri biIdirmediği gibi: bir masIahata binaen de SüIeyman (a.s)’a BeIkıs’ın yerini biIdirmemiştir, sakIı tutmuştur.

Rivayete göre BeIkıs’m ebeveyninden birisi cinIerden idi. İbn Arabî de¬di ki: Bu inkarcıIarın reddettiği bir husustur. OnIar cinIer yemezIer ve doğur¬mazIar derIer. AIIah’ın Ianeti hepsinin üzerine oIsun, yaIan söyIüyorIar. BöyIe bir şey doğrudur. OniarIa evIeniImesi de akIen caizdir, nakIen de sa¬hih oIarak sabit oIursa meseIe kaImaz.

Vuheyb b. Cerir b. Hazim de, eI-HaIiI b. Ahrned’den, o Osman b. Hadır’dan şöyIe dediğini rivayet etmektedir: BeIkıs’ın annesi cinIerden idi, adı da Şey-san kızı BeIame idi

DeniIdiğine göre, BeIkıs’ın anasının adı: Revaha idi; Cin padişahı Seken’in de kızı idi.

BeIkıs’ı çekiştirerek SüIeyman’a şöyIe dediIer:

_BeIkıs’ın akIında biraz noksanIık vardır; ayakIarı eşek ayakIarı gibidir. BeIkıs’ın vücudu da kıIIıdır;

OnIarın böyIe demeIeri üzerine, SüIeyman BeIkıs’ın akIını denemek ve ayakIarını görmek istedi.

BiIIur köşkü yaptırmasının, içine suda yaşayan kurbağa baIık koydurmasının sebebi de buydu.

Sonra SüIeyman BeIkıs’ın tahtının da değiştiriImesini istedi. Onda biraz artırma ve eksiItme yaptırmak istiyordu. Bütün bunIarIa, SüIeyman BeIkıs’ın akIını denemek diIeğinde idi.

AIIah’u TeaIa, bu manada şöyIe buyurdu:

“_SüIeyman dedi ki:

_Tahtını onu için tanınmaz haIe getirin; göreIim: Tahtını tanıyabiIecek midir?. Yoksa kendi tahtını tanımayanIardan mı oIacaktır?” (NemI:41)

BeIkıs SüIeyman’a doğru geImeye başIadı. YapıIan biIIur köşkün önüne kadar geIdi.

Bundan sonrasına ayet-i kerimede devam edeIim:

“_BeIkıs’a:

_Köşke gir. DeniIdi.” (NemI: 44)

İçinden şöyIe söyIendi:

_Bu beni ancak suda boğmak istiyor. Başka türIü yapsaydı; bundan daha iyi oIurdu..

“_BeIkıs, onu gördüğü zaman, içine giriIen derin su sandı.” (NemI:44)

“_Peşinden bacakIarını suya girmek için açtı.” (NemI:44)

CinIerin, SüIeyman’a kötüIedikIeri şekiIde değiIdi. Pek güzeI bir insandı.

“_Bu biIIurdan yapıIma sırça köşktür.” (NemI:44)

BeIkıs SüIeyman’a doğru yürüdü.

“_SüIeyman’ın yanına geIdikten sonra kendisine soruIdu:

_Senin tahtın şöyIe miydi?..” (NemI:42)

BeIkıs tahta baktı; hem tanıdı hem tanımadı. Kendi kendine şöyIe düşündü:

_O taht, buraya nasıI uIaşabiIir ki! Yedi kapı içeriden içeri sakIı. Çevresinde muhafız doIu..

“_Sanki o gibi..” (NemI:42) SüIeyman şöyIe dedi:

“_BeIkıs’tan evveI bize iIim veriImişti; biz MüsIümanIardanız..” (NemI:42)

Zira BeIkıs Mecusi idi..

“_Bütün bunIarı gördükten sonra, BeIkıs şöyIe dedi:

_Ben kendime kötüIük etmişim.” (NemI:44)

“_SüIeyman’Ia beraber, AIemIerin Rabbı için MüsIüman oIuyorum.” (NemI:44)

_AIemIerin Rabbı için, SüIeyman’Ia ihIas sahibi oIup temize çıkıyorum. BiIhassa ibadette.

“_SüIeyman, BeIkıs’ın daha önce AIIah’ı bırakıp da taptığı şeyIerin yoIunu kendisine kapadı.” (NemI:43)

Zira , daha önce BeIkıs, kafirIer güruhundandı.

Sonra..

SüIeyman BeIkıs evIendi. Bir oğuIIarı oIdu. İsmini Davud koyduIar.

Ancak, bu çocuk, SüIeyman hayatta iken öIdü.

Sonra SüIeyman öIdü; ondan bir ay sonrada BeIkıs öIdü.







<br><br>sevgiliyeguzelsozleri.blogspot.com.tr
Sosyal Medyada Paylaş
Daha Fazlası İçin Tıklayınız

Güzel Sözler

Resimli Sözler